Anasayfa İslam Hakkında Sorular ve Cevaplar Kavramlar VELİLERİN DİLİNDEN M... HAKİKATLER İletişim Language
Hacet Namazı ile İlgili Hadisi Şerifler varmı?
Anasayfa » Hacet Namazı ile İlgili Hadisi Şerifler varmı? ---

 

Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) birbiri ardı sıra meydana gelecek fitnelerden kurtulmak için Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz Kehf Suresini tavsiye etmiştir:
 
“Sizden kim Deccal'e yetişirse Kehf Suresinin evvelini onun üzerine okusun, bu surenin sonu Deccal’in fitnesinden kurtuluşunuzdur.”
(Sünen-i Ebu Davud, 5/121)
 
18/KEHF-1: El hamdulillâhillezî enzele alâ abdihil kitâbe ve lem yec'al lehu ıvecâ(ıvecen).
Allah’a hamdolsun ki O, kuluna Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) indirdi. Ve O’nda, bir eğrilik kılmadı.
 
Kehf Suresinin ilk âyeti, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e indirilen Kur’ân-ı Kerim’den bahsetmektedir. “Sizden kim Deccal'e yetişirse Kehf Suresinin evvelini onun üzerine okusun.” demekle Deccal fitnesinden kurtuluşun ancak Allah’ın kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’i okuyup öğrenmekle mümkün olabileceğini 14 asır evvel bize haber vermiştir.
Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V), bir hadîs-i şerifinde: “Yakında koyu gece karanlıkları gibi fitneler olacak.” buyuruyor. Sahâbe soruyor: “Ey Allah’ın Resûl’ü! Bu fitneden kurtuluş ne ile mümkündür?” Peygamber Efendimiz: “Fitneden kurtuluş, Allah’ın Kitabı Kur’ân-ı Kerim iledir. Çünkü Allah’ın Kitabında sizden evvelkilerin haberi, sizin aranızdakinin hükmü ve sizden sonrakilerin hayatı vardır.” buyuruyor.
 
18/KEHF-2: Kayyimen li yunzire be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşirel mu'minînellezîne ya'melûnes sâlihâti enne lehum ecren hasenâ(hasenen).
(Kur’ân-ı Kerim), kayyum (kıyâmete kadar devam edecek) olarak, katından şiddetli azapla uyarmak ve salih amel yapan mü’minlere en güzel ecrin onların olduğunu müjdelemek için (indirildi).
 
Kehf Suresinin 2. âyet-i kerimesi, Kur’ân-ı Kerim’in bütün zamanların kitabı olduğunu bize haber vermektedir.
1- Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın emir ve nehiylerinden oluşan şer’î hükümler vardır.
2- Kur’ân-ı Kerim’de dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin azapla uyarılması vardır.
3- Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyip salih amel işleyen mü’minleri en güzel ecirle müjdelendiği mükâfatları vardır.
4- 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân’daki İslâm’ın 14 asır evvel sahâbe tarafından yaşanması vardır.
 
18/KEHF-3: Mâkisîne fîhi ebedâ(ebeden).
Orada ebedî olarak kalıcıdırlar (kalacaklardır).
 
Ruhunu Allah teslim eden herkes 3. kat cennetin sahibi olur. Fıska düşmediği taktirde ahiret hayatında ebedî olarak cennete kalacaklardır.
 
 18/KEHF-4: Ve yunzirellezîne kâlûttehazellâhu veledâ(veleden).
Ve (Kur’ân-ı Kerim), “Allah, bir çocuk edindi.” diyenleri uyarır.
18/KEHF-5: Mâ lehum bihî min ilmin ve lâ li âbâihim, keburet kelimeten tahrucu min efvâhihim, in yekûlûne illâ kezibâ(keziben).
Onların ve babalarının (atalarının), ona (buna; Allah’ın evlât edinmeyeceğine) dair bir ilimleri yoktur. Onların ağızlarından çıkan kelimeler (sözler) çok büyük! Onlar, (söylerlerse) ancak yalan söylüyorlar.
 
Kur’ân-ı Kerim, baba Allah, oğul Allah “Allah, bir çocuk edindi.” ve Ruh’ûl Kudüs diyerek teslis akidesine bağlananları uyarır. Onların ve babalarının (atalarının), ona (Allah’ın evlât edinmeyeceğine) dair bir ilimleri yoktur. Onlar Allah adına yalan söylüyorlar.
 
18/KEHF-6: Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzel hadîsi esefâ(esefen).
Bu durumda eğer onlar, (Kur’ân-ı Kerim’deki) bu sözlere inanmazlarsa, onların arkalarından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin.
 
Allah’ın katından, Allah’a ulaşmayı dileyenleri cennetle müjdeleyen, dilemeyenleri cehenneme gitmekle uyaran Kur’ân-ı Kerim’in tebliğ edilmesine rağmen “İnanmayanların arkasından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin.” buyuruyor. Peygamberin görevi tebliğdir, hesap Allah’a aittir.
Bizi yaratan Allahû Tealâ insandan başka yarattığı herşeyi insan için yaratmıştır:
 
2/BAKARA-29: Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve O, herşeyi en iyi bilen (Alîm)’dir.
 
İnsanı da Kendisi için yaratmıştır. Çünkü insan, Allah’ın emaneti olan ruhu taşımaktadır. Dünya hayatında ruh emanetini Allah’a teslim etmek bütün insanların üzerine farzdır. İnsan ruhunun, dünya hayatında Allah’a ulaşması hidayettir. Dînin sahibi Allah’tır. Allah bütün insanlar için hanif dînini seçmiş, razı olmuş ve bütün insanları da bu hanif dînini yaşayabilecek şekilde hanif fıtratıyla yaratmıştır.
 
30/RUM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Hanif olarak kendini dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları hanif fıtratıyla yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyim olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
 
Hanif fıtratıyla yaratılan insanın, Kur’ân-ı Kerim’e göre şirkten ve dînde fırkalara ayrılmaktan kurtulup hanif olabilmesi, ancak Rum-31’e göre dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemesiyle mümkündür:
 
30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30/RUM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
 
18/KEHF-7: İnnâ cealnâ mâ alel ardı zîneten lehâ li nebluvehum eyyuhum ahsenu amelâ(amelen).
Muhakkak ki Biz, yeryüzünde olan şeyleri, onların hangisi daha güzel amel edecek diye imtihan etmemiz için, ona (arza) ziynet kıldık.
18/KEHF-8: Ve innâ le câilûne mâ aleyhâ saîden curuzâ(curuzen).
Ve muhakkak ki onun (arzın) üzerinde olan şeyleri, kuru toprak yapacak olan elbette Biziz.
 
Kehf-7, 8’de Allahû Tealâ: “Yeryüzünde olan şeyler, dünya hayatının metaı ve bir imtihan vasıtasıdır.” buyuruyor. Arzın üzerinde olan şeylerin fani olduğunu bize haber vermektedir. Ezelî ve ebedî olan herşeyin sahibi Allahû Tealâ’dır. Allahû Tealâ kurtuluş için Allah’a ulaşmayı dilemeyi bize öğütlemektedir, emretmektedir.
 
10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
 
Maden b. Ebu Talha'dan rivayet edilmiştir: "Kim Kehf Suresinin evvelinden 10 âyeti ezberlerse (yaşarsa) Deccal'in fitnesinden emin olur."
Efendimiz Hz. Mehdi Resûl’e, ihsanla tâbî olan tüm kardeşlerimiz, 30 yıldan beri Kehf Suresinin 10. âyet-i kerimesini ezbere okuyoruz:
 
18/KEHF-10: İz evel fityetu ilel kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ reşedâ(reşeden).
Gençler mağaraya sığındıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz, bize Senin katından bir rahmet ver. Ve bize emrimizden (bizim içimizden, senin emirlerinden bize ait olan rahmet ve salâvâtı ulaştıracak kişiyi) mürşidi tayin et.”
 
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz, bir başka hadîste şöyle buyurmuştur:
 
"Ümmetini tek gözü kör ve pek yalancı olandan (Deccal’den) sakındırmamış hiçbir Peygamber yoktur. Dikkat edin ki onun bir gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Onun iki gözünün arasında -Kefere- yazılmıştır."
(Sahih-i Müslim'deki hadîs numarası [Sadece Arapça]: 5219)
 
Huzeyfe (R.A) şöyle anlatıyor:
 
“Allah Resûl’ü (S.A.V): ‘Deccal sol gözü kör, gür saçlı bir kimsedir. Beraberinde cennet ve cehennem vardır. Onun cehennemi cennet, cenneti de cehennemdir.’ buyurdu.”
(Sahih-i Müslim'deki hadîs numarası [Sadece Arapça]: 5222)
 
Ebu Hureyre'den (R.A) nakledildiğine göre:
 
“Allah Resûlü (S.A.V): ‘Dikkat edin! Size Deccal hakkında öyle bir şey bildireceğim ki; hiçbir Peygamber kendi kavmine söylememiştir. Onun bir gözü kördür. Hem cennetin hem cehennemin bir benzeri de onunla beraber gelecektir. Fakat onun cennet dediği cehennemdir. Nuh, ona karşı kavmini nasıl uyardıysa, ben de sizi uyarıyorum.’ demiştir.”
(Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 5227)
 
Bir hadîs-i şerif, bu noktaya temasla şunları söylemektedir:
 
“Gözünüzü açın! Size benim katımda sizin için Deccal’den daha korkutucu olan şeyi haber veriyorum. Gizli şirktir bu… Kişinin görenleri beğendirmek için kılmakta olduğu namazı süsleyip püslemesi bu cümledendir.” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 163/6)
 
31/LOKMAN-13: Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun).
Ve Lokman, oğluna vaaz ederek (öğüt vererek) şöyle demişti: “Ey yavrum, Allah’a şirk koşma! Muhakkak ki şirk, azîm (çok büyük) bir zulümdür.”
 
Şirk içinde yaşayana “münâfık” denir.
 
4/NİSA-48: İnnallâhe lâ yagfiru en yuşreke bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kadifterâ ismen azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki; Allah, O’na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Andolsun ki; Allah’a şirk koşan, iftira ederek büyük bir günah işlemiştir.
4/NİSA-116: İnnallâhe lâ yagfiru en yuşreke bihî ve yagfiru mâdûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kad dalle dalâlen baîdâ(baîdan).
Muhakkak ki; Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmiyor. Bunun dışında olanları ise (onlardan) dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa artık o elbette o uzak bir dalâlete sapmıştır.
 
Açık ve gizli olmak üzere iki çeşit şirk vardır. Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Ben ümmetim için açık şirkten korkmuyorum. Ümmetim için en çok, Deccal fitnesinden daha tehlikeli olan gizli şirkten korkuyorum.” Deccal fitnesi dıştan gelen bir fitnedir. Ama gizli şirk, tek Allah’a inanan fakat dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin hevalarını ilâh edinmesidir. Mağfiret edilmeyen, büyük günahlardan olan şirkten kurtulmanın yegâne yolu, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemektir. Nisa Suresinin 48 ve 116. âyetlerinde de şirkin dışında kalan tüm günahları, Allah’ın istediği taktirde affedebileceği açıkça bildiriliyor. Allahû Tealâ dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyenlerin her türlü günahını örttüğü gibi aynı zamanda mağfiret etmektedir.
 
8/ENFAL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
 
39/ZUMER-53: Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
De ki: “Ey nefslerini israf etmiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). Muhakkak ki O, Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen).”
 
“Her kim Deccal'in ateşi ile ibtila ve imtihan edilirse Allah'tan yardım istesin ve Kehf Suresinin baş tarafındaki âyetleri okusun. Bu suretle Deccal'in ateşi ona karşı soğuk ve selâmet olur.”
(Ölüm-Kıyâmet-Ahiret ve Ahirzaman Alâmetleri, s. 494)
 
10.1- Deccal
 
Kıyâmetin büyük alâmetlerinden ikincisi Deccal’in çıkmasıdır.
Deccal büyük bir fitnedir. Deccal, akılları hayrete düşürecek şekilde fizik ötesi birçok istidraclara sahiptir. Allah’a ulaşmayı kalben dileyen, Allah’ın şeytandan koruyarak Kendisine ulaştırmayı dilediği kimseler hariç, insanların çoğu ona aldanır. Deccal’a aldanan kimselerin durumuna şaşılmaz. Çünkü günümüzde insanlar, falcılık, kehanet ve telapatiyle gaybden haber verme gibi hususları şeytanın yardımıyla başaran ve Deccal´den daha alt seviyedeki medyum denilen kimselere inanıp aldanmaya devam ediyorlar. Deccal ise, istediği zaman fizik ötesi birçok istidracları şeytanın yardımıyla gerçekleştiren bir kişidir. Bu istidraclardan bazıları şunlardır: Buluttan yağmur yağdırması ve durdurması, ölüyü diriltmesi, çöl olan yerlerde ot bitirmesi gibi. Dünya hayatının zenginlikleri, hazineler Deccal’in ardından koşar. Bütün bunlar insanlar için büyük bir fitne ve imtihan olacaktır. Deccal’in yaptıklarına Allah’a ulaşmayı dileyen hakk mü´minler aldanmazlar; fakat Allah’a ulaşmayı dilemeyerek kalplerinde şüphe, nifak bulunan kimseler ona aldanıp uyarlar, ordusuna katılırlar. Çok hilekâr ve dolandırıcı olduğu için kendisine Deccal, bir gözü kör olduğu veya yeryüzünde çok dolaştığı için de Mesih denilmiştir.
Mehdi´nin zamanında çıkacak olup, Hazreti İsa (A.S) tarafından öldürülecek olan Deccal ile daha önceden gelip geçen deccaller arasındaki fark şudur: Bu Deccal, uluhiyyet davasında bulunacaktır. Diğerleri ise peygamber olduklarını veya peygambere yakın bir şahsiyet olduklarını yalan yere iddia ederler.
Kıyâmet alâmetlerinden olmak üzere hadîs-i şeriflerde iki Mesih zikredilir: Birincisi, Mesih İsa´nın inmesi; ikincisi ise, Mesih Deccal´in çıkması. İşte bu hadîslerde zikredilen Mesih, Deccal´dir. Büyük fitne olarak Hz. Mehdi (A.S)´ın zamanında çıkacak olan ve İsa (A.S) tarafından öldürülecek olandır.
 
10.2- Hz. İsa, Deccaliyet’i etkisiz hale getirecektir.
 
Hz. İsa (A.S) ve Hz. Mehdi (A.S)’ın Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) yapacakları tebliğle karşılarındaki dîn dışı en önemli negatif gücün ne olduğunu, Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîslerinde haber vermiştir. Bu negatif güç “Deccal”dir. Hadîslerde kıyâmetin büyük alâmetlerinden biri olarak sayılan Deccal ismi, “dcl” kökünden gelen “yalancı, hilekâr, zihinleri gönülleri iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid (fesadlaştıran) ve kötü kişi” anlamına gelmektedir.
Deccal maddî güç ve imkânlarının yanı sıra, bazı istidraclara da sahip olacak ve insanların büyük çoğunluğunu bu zülmanî güçleri ile etkisi altına alacaktır. Bu şekilde olağanüstü işler yaparak birtakım sahte istidraclarla insanları kandırdığı ve şeytanların desteğiyle hareket ettiği için, Deccal’in yenilmesi ancak Rabbimizin çeşitli mucizeler bahşettiği Hz. İsa (A.S) vesilesiyle olacaktır. Hz. İsa (A.S)’ın Deccal’in fitnesini yok etmesi, Allah’ın izniyle, çok hızlı ve kolay olacaktır. Hz. İsa (A.S) Allah’ın izniyle ölüleri diriltmek, hastaları iyileştirmek, çamurdan bir kuş yapıp üfleyerek can vermek gibi mucizelerin sahibidir.
Deccaliyet’in tam anlamıyla ortadan kaldırılmasının Hz. İsa vesilesiyle olacağını, Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle müjdelenmiştir:
 
“Rabbim bana (Hz. İsa) Deccal’in çıkacağını haber verdi. Yanımda kadib ağacından yapılmış iki ok bulunacak. Deccal onları görünce kurşunun suda erimesi gibi eriyecektir.”
(Abdullah bin Mes’ud, Tefsirü İbni Mes’ud, s. 243)
 
“Allah’ın düşmanı olan Mesih-i Deccal, Hz. İsa (A.S)’ı görünce, tuzun suda eridiği gibi erir. Hz. İsa (A.S) onu terk edip bıraksa bile helâk oluncaya kadar eriyip gidecektir. Lâkin Allah onu bizzat İsa (A.S)’ın eliyle yok edecektir.”
(Müslim, Kitabü’l Fiten: 34)
 
“Deccal ortalığa fitne saçarken Cenab-ı Hakk, Mesih İsa İbni Meryem’i gönderir. Hz. İsa, Deccal ile Lüdde (Beyt-ül Makdis’e yakın bir belde) kapısında karşılaşır ve onu yok eder.”
(Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 104)
 
Hadîslerde haber verildiği gibi, Hz. İsa (A.S) yeniden yeryüzüne dönecek, Deccal’le karşılaşacak ve Deccal, Hz. İsa (A.S)’ı görünce “tuzun suda erimesi gibi” yok olacaktır. Allah’ın izniyle Hz. İsa (A.S)’ın “nefesi dahi” Deccal’in fitnesinin yok edilmesine yetecektir. Hz. İsa (A.S)’ın yalnızca nefesinin dahi, îmân etmeyenler üzerinde büyük bir etki oluşturacağı ve bâtıla dayalı Deccaliyet sistemini kökten yok edeceğini Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle bildirmiştir:
 
“O’nun (Hz. İsa (A.S)’ın) nefesini duyan hiçbir kâfirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal’in yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan olacak fikir sistemi yok edilecektir.”
(Sünen-i İbn-i Mace, 10/32)
 
“Deccal ortalığa fitne saçarken Cenab-ı Hakk, Mesih Meryemoğlu İsa (A.S)’ı gönderir. Nefesini idrak eden her kâfir mutlaka yok olur. İsa (A.S), Deccal ile Lüdd kapısında (Beyt-ül Makdis’e yakın bir belde) karşılaşır ve onu yok eder.”
(Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 104)
 
Bu gerçek Kur’ân’da da “Hayır, Biz hakkı bâtılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.” (Enbiya Suresi, 18) âyetiyle hatırlatılmaktadır. Hak daima bâtıla karşı üstün gelmektedir.
 
10.3- Hz. Mehdi (A.S) ve Hz. İsa (A.S)’ın birlikte Deccaliyet’i yok edecekleri hadîslerde bildirilmiştir.
 
Hz. İsa’nın, Deccal fitnesini Hz. Mehdi (A.S) ile birlikte yok edeceğini Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîslerinde bildirmiştir:
 
“Mehdi benim Ehl-i Beytim’den ve benim neslimdendir. O, yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Muhakkak ki o İsa (A.S) ile birlikte yola çıkarak Filistin arazisindeki Bab-u Lut denilen mevkide Deccal’i yok etmesi için Hz. İsa (A.S)’ya yardım edecektir.”
(Ölüm, Kıyâmet, Ahiret ve Ahir Zaman Alâmetleri, İmam Şarani, Bedir Yayınevi, s. 438, (816))
 
“İsa, gökten inecek, Deccal’i yok edecek veya Hz. Mehdi’nin Deccal’i yok etmesine yardım edecektir.”
(Kittani, s. 145) (Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 127)
 
“Mehdi, İsa ile beraber çıkacak, Filistin topraklarında Bab-ı Lüd’de Deccal’i yok edecek, Mehdi’nin Deccal’i yok etmesine yardım edecektir.”
(Kitabü’l- bürhan, s. 105) (Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 127)
 
Hz. Mehdi (A.S), tüm insanları Allah’ın Kur’ân’da bildirdiği 7 safha ve 4 teslim olan hak dîni yaşamaya davet edecek, Deccal’in ve onun dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilememeye dayalı sisteminin ortadan kalkmasıyla birlikte insanlar dalga dalga hak dîni (Allah’ın dînini) yaşamaya yöneleceklerdir.
 
110/NASR-1: İzâ câe nasrullâhi vel feth(fethu).
Allah’ın yardımı ve fetih günü geldiği zaman.
110/NASR-2: Ve reeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ(efvâcen).
İnsanların dalga dalga Allah’ın dînine girdiğini göreceksin.
110/NASR-3: Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirh(vestagfirhu), innehu kâne tevvâbâ(tevvâben).
Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.
 
Yeryüzünde 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân ahlâkı hâkim olacak ve bu şekilde tüm insanlık barış ve mutluluğa kavuşacaktır. Ancak günümüzde bunların hiçbiri henüz yaşanmamıştır. Tüm dünya insanları Hz. İsa (A.S)’ın ikinci kez yeryüzüne gelişini beklemektedir. Hz. İsa (A.S) henüz inmediği için Hz. Mehdi (A.S) ile birlikte yaptıkları tebliğle DECCALİYETi yok etmeye vesile olmamışlardır. Hidayet Çağı’nda (ahir zaman) alâmetlerin birbiri ardınca gerçekleşmekte olması, Hz. Mehdi (A.S)’ın 30 küsur yıldır tebliğine devam ettiğini ve Hz. İsa (A.S)’ın Hidayet Çağı’nda geleceğini göstermektedir.
 
10.4- Allahû Tealâ’nın Hz. Mehdi (A.S) ile nurunu tamamlaması
 
61/SAF-8: Yurîdûne li utfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Kâfirler istemese de Allah, nurunu tamamlayacaktır
61/SAF-9: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikû(muşrikûne).
O Allah ki; diğer bütün dînlere izhar etmek (açıklamak) üzere resûlünü, hidayet ve hak dînle (İslâm) gönderir. Müşrikler istemeseler bile...
 
MEHDİ, Allahû Tealâ’nın Efendi Hazretleri’ne verdiği bir isimdir. Mehdi, hidayete erdiren demektir. İçinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda Hz. Mehdi (A.S), hidayeti 30 yıldır tebliğ etmesine rağmen hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele eden kâfirler ise hidayet ile dalâleti satın almaya devam etmektedirler.
 
2/BAKARA-16: Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
İşte onlar, o kimselerdir ki; hidayet ile dalâleti satın aldılar. Fakat onların ticareti, onlara hiç kâr sağlamadı ve hidayete ermiş değillerdi.
 
İşte Hz. Mehdi Resûl, Allah’a inanan kimselere: “Sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi?” buyuruyor
 
61/SAF-10: Yâ eyyuhellezîne âmenû hel edullukum alâ ticâretin tuncîkum min azâbin elîm(elîmin).
Ey îmân edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi?
61/SAF-11: Tû'minûne billâhi ve resûlihî ve tucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlikum ve enfusikum, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta'lemûn(ta'lemûne).
Allah ve resûlüne îmân sahibi iseniz, mallarınızla ve nefsinizle Allah yolunda cihad edersiniz. Sizin için bu hayırlıdır, eğer bilseniz...
61/SAF-12: Yagfir lekum zunûbekum ve yudhılkum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn(adnin), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
61/SAF-13: Ve uhrâ tuhıbbûnehâ, nasrun minallâhi ve fethun karîb(karîbun), ve beşşiril mû’minîn(mû’minîne).
Ve seveceğiniz bir başka (ni'met) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele.
 
10.5- Hidayet Çağı’nda, Hidayet Güneşi olan Hz. Mehdi (A.S), Hz. İsa (A.S) ile birlikte Roma’yı fethedecek ve güneş batıdan doğacaktır.
 
Hadîs-i şerifte bildirilen kıyâmetin büyük alâmetlerinden birisi de Güneş’in batıdan doğmasıdır. O zaman tövbe kapısı da kapanacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V), bu hadîs-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Ancak Hidayet Güneşi Hz. Mehdi (A.S)’ın doğduğu ülke olan Türkiye’ye göre söylenmiştir.Türkiye’ye göre, Avrupa batıdadır. Hz. Mehdi (A.S) ile Hz. İsa (A.S) arasındaki ittifakın neticesinde oluşan dîn birliğinin, Roma’da gerçekleşmesi, Güneş’in batıdan doğacağını teyit etmektedir. Asya’ya göre de Türkiye batıdadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batının müslüman olması demek, bütün dünyanın Allah’ın katındaki tek dîn olan hanif dînini, Arapça adıyla İslâm’ı yaşamaya başlaması demektir. Çünkü batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Hadîs-i şerifte, “Güneş batıdan doğunca tövbe kapısı kapanır. Îmân edenin îmânı fayda vermez.” buyuruluyor. İlâhlık iddiasında bulunan Deccal, Hz. İsa (A.S) tarafından öldürülecektir. Öldürülene kadar onun peşinden ayrılmayan, ona tâbî olanlar için tövbe kapısının kapalı olduğunu, Allahû Tealâ Secde-28 ve 29’da bize bildirmektedir:
 
32/SECDE-28: Ve yekûlûne metâ hâzel fethu in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Ve eğer siz sadık(lar)sanız, “Bu fetih ne zaman?” derler.
32/SECDE-29: Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
De ki: “Fetih günü, kâfir olanlara (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere) îmânları bir fayda vermez ve onlara süre verilmez.”
 
“Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca îmân edecek, ancak daha önce îmân etmemiş olanların îmânları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır.”
(Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118)
 
Amr İbn-i Avf’ın rivayet ettiğine göre:
 
“Lâ tekumüs-sâah, hattâ yeftehallàhu alel-mü’minînel-kostantîniyyetir-rûmiyyete bit-tesbîhi vet-tekbîr.”
(Deylemî)
 
Bu hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz (S.A.V), İstanbul’un fethini bize müjdelediği gibi bir şeyi daha müjdeliyor: Allahû Tealâ, mü’min kullarına: “el-Kostantîniyyetir-Rûmiyye’yi bit-tesbîhi vet-tekbîr: Allah’a ulaşmayı dilemek suretiyle şirkten kurtularak ve zikrederek, tekbir getirerek açmadıkça, fethini nasip etmedikçe kıyâmet kopmaz.” diye bildiriyor. Hadîs-i şerifinde “el-Kostantîniyyetir-Rûmiyye” diye geçiyor, Roma Kostantîniyyesi, yani Roma şehri demek. Başka hadîs-i şeriflerde de “Roma’nın etrafına çevrelenirler, tesbih çekerler, tekbir getirirler ve Roma fetholur.” diye bildiriliyor.
Burada, “Roma Kostantîniyyesi de müslümanlara Allah tarafından tesbihle, tekbirle; Sübhanallah diyerek, Allahû ekber diyerek fetholunmadıkça kıyâmet kopmaz.” diye bildiriliyor. Tabiî meşhur İstanbul’un fethi hadîs-i şerifinde, oranın savaşla alınacağını da Peygamber Efendimiz (S.A.V) belirtmiş. Bu ikisi arasındaki fark, çok açık olarak ifadelerden ortaya çıkıyor. “Kostantîniyye mutlaka fetholunacaktır; onu fetheden komutan ne mübarek bir komutandır, o ordu ne mübarek bir ordudur.” buyruluyordu. Yani bir orduyla, bir komutanla, bir savaşla, mutlaka İstanbul’un fetholunacağını belirtmiş ve fetholundu; bu tamam… Bir de burada Kontantîniyyetir-Rûmiyye yani Roma’nın da fetholunacağı, İslâm’ın Hidayet Güneşi’nin batıdan doğacağı bildiriliyor.
Farsça lisaniyla güneş anlamına gelen M İ H R, unutulan Kur’ân’daki hidayetin bütün dünyaya batıdan yayılacağına işaret etmektedir. Zulüm ve adaletsizliğin her tarafı kapladığı (semayı saran duhan fitnesinin olduğu) ahir zamanda yeryüzünü adaletle dolduracağı ve İslâm’ı hâkim kılacağı söylenen ehl-i beytten olacağı işaret edilen kişi, Mehdi Resûl, hidayet güneşi (M İ H R)’dir. İçinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda Devrin İmamı olan Mehdi Resûl, 20 Eylül 1989 yılında kurduğu M İ H R Vakfı’nın Genel Başkanlığı’nı da yürütmektedir. Farsça’da M İ H R “güneş” anlamına gelmektedir.
 
10.6- Hz. Mehdi (A.S)’ın herşeyi açıklayan Kur’ân-ı Kerim’i öğretmesi
 
Allahû Tealâ, Kitap’ta, Kur’ân’da eksik olmadığını, herşeyi Bu Kitap’ta açıkladığını buyurmaktadır:
 
16/NAHL-89: Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâbike şehîden alâ hâulâ(hâulâi), ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).
Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.
 
6/EN’AM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).
 
Günümüzde dîn adamları birincil derecede dîn kaynağı olarak kullanmamız gereken Kur’ân-ı Kerim’i ölülerin arkasından okunan bir kitap gibi kullanıp, Kur’ân’ın mânâsından çok musikîsini, tecvidini insanlara öğretmektedirler. Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîsinde: “En hayırlınız Kur’ân-ı öğrenen ve öğretendir.” buyururken diğer bir hadîsinde: “Ümmetimin en hayırlısı Mehdi (A.S)’dır.” buyurmaktadır.
Efendimiz, 14 asır evvel Peygamber Efendimiz’in, geleceğini bize müjdelediği Mehdi (A.S)’dır.
Neden En Hayırlı? Çünkü Mehdi (A.S), herkesin Kur’ân tatbikatını unuttuğu bir dönemde Kur’ân’ı, Allah’tan Öğrenen ve bize Öğreten’dir.
Kur’ân’ın yerine ilmihal kitabını, mânâ yerine musikîyi, canlılar yerine ölüleri, Kur’ân’daki İslâm yerine İslâm’ın 5 şartından ibaret geleneksel İslâm tatbikatını ön plana alarak kimsenin kurtuluşa ulaşması mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerim’i, âyetlerin mânâsını ve canlıları ön plana almadıkça, sahâbe gibi Kur’ân’da 7 safha ve 4 teslimden oluşan İslâm’ı yaşamak ve içinde bulunduğumuz zelil durumdan kurtulmak mümkün değildir.
 
75/KIYAME-19: Summe inne aleynâ beyânehu.
Sonra O’nun beyanı (açıklaması) muhakkak ki Bize aittir.
 
Kur’ân’ı yine Kur’ân’ın açıklayıp tefsir ettiğini Allahû Tealâ âyetlerle bize cevap vermektedir. Kıyame Suresi 19. âyet-i kerimesinde ise Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e “Sonra O’nun beyanı (açıklaması) muhakkak ki Bize aittir.” buyurmaktadır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in insanlığa tanıttığı Kur’ân’ın açıklayıcısı, her devirde devrin imamıdır. Bundan 14 asır evvel asaleten Devrin İmamı olan Peygamber Efendimiz (S.A.V), sahâbeye Kur’ân’ı açıklamıştır. Bu yüzden Peygamberimiz’e izafe edilen herşey, ancak Kur’ân’dan onay aldığı taktirde geçerlidir. Kur’ân; hem dîni hem Peygamberimiz’in sünnetini tanımamızda hepimize yeterlidir. İşte Furkan Suresinin 30. âyet-i kerimesinde sözü geçen resûl, içinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda Allah’ın hidayetle vazifeli kıldığı Mehdi Resûl, Efendimiz’dir.
 
25/FURKAN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Resûl dedi ki: “Yarab, kavmim Kur’ân’ı terkettiler.”
 
Peygamber Efendimiz’in, Veda Hutbesi’nde bize bıraktığı miras, Furkan olan Kur’ân-ı Kerim’dir.
 
4/NİSA-105: İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu), ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ(hasîmen).
Şüphesiz insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmetmek için Biz, sana Kitab’ı hak olarak indirdik. Ve hainlerin savunucusu olma (hainleri müdafaa edenlerden olma).
 
42/ŞURA-10: Ve mahteleftum fîhi min şey’in fe hukmuhû ilallâh(ilallâhi), zâlikumullâhu rabbî aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb(unîbu).
Birşey hakkında ihtilâfa düşerseniz, artık onun hükmü Allah’a aittir. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O’na tevekkül ettim. Ve O’na yönelirim.
 
Âyetler, her konuda ihtilâfların çözümünün Allah’ta ve O’nun Kitabı’nda olduğunu göstermektedir. İslâm âleminin içinde bulunduğu durum, Kur’ân’ın unutulduğu ve yaşanmadığının ispatı için yeterli bir delildir. Sahâbe ve Osmanlı döneminde Kur’ân yaşandı. Kur’ân’ın yaşandığı dönemde ecdadımız âleme nizam verenlerdi. Ama Kur’ân’ın unutulduğu günümüzde İslâm âlemi dünyanın en geri kalmış ülkelerini oluşturmaktadır.
Hz. Mehdi (A.S)’ın 30 yıldan beri yaptığı tebliğe rağmen, tebliğe ilgisiz kalanlar, Bakara-6, 7’ye göre Allahû Tealâ hassalarına, tebliğciyi yalanlarsa İsra-45, 46’ya göre Allahû Tealâ uzuvlarına engeller koyuyor:
 
2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü’min olmazlar.
2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) bir azap vardır.
 
17/İSRA-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâ(mestûren).
Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
17/İSRA-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
 
10.7- Dabbet’ül arz
 
Kıyâmetten önce çıkacağı bildirilen Dabbet’ül arz, bir canlıdır. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit canlı (dabbe) çıkarırız ki o, onlara, insanların âyetlerimize yakîn sahibi olmadığını söyler.”
 
27/NEML-82: Ve izâ vakaal kavlu aleyhim ahracnâ lehum dabbeten minel ardı tukellimuhum ennen nâse kânû bi âyâtinâ lâ yûkınûn(yûkınûne).
Onların üzerine (Allah’ın Kitap’ta söylediği) söz vuku bulunca, onlara arzdan dabbe çıkardık (çıkarırız). İnsanların (Kitap’taki) âyetlerimize yakîn hasıl etmediklerini söyleyecek.
 
Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V), Dabbet’ül arz hakkında şöyle buyurmuştur:
 
“Çıkacak olan kıyâmet alâmetlerinden bir tanesi, güneşin batı tarafından doğması ve bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dabbenin zuhurudur. Bu iki alâmetten biri, arkadaşından evvel olur. Akabinde diğeri de onun izi üzerinde yakın olarak meydana gelir.”
(Müslim, Fiten, 118)
 
Hadîs, güneşin batıdan doğmasıyla Dabbet’ül arzın birbiriyle ilişki içinde olduğunu ifade etmektedir. Bunların ne olduğunu, Kur’ân âyetleri ışığında beraber görelim inşaallah.
Hidayet Güneşi, Hz. Mehdi (A.S)’dır. Kur’ân’da “dabbe”den bahsedilen Neml Suresinin 82. âyetinde “Onların üzerine (Allah’ın Kitap’ta söylediği) söz vuku bulunca” cümlesinde, bir döneme, bir çağa, HİDAYET ÇAĞI’na işaret edilmektedir.
Yüce Rabbimiz tarafından hidayetle gönderilen Hz. Mehdi (A.S), Allah’ın öğretisiyle sürekli Kur’ân âyetleriyle tebliğ yapmaktadır. Hz. Mehdi (A.S) karşısında, Allah’ın âyetlerinden gâfil, sağır, dilsiz ve akletmeyen en şerrliler, ilimleri kendilerine fayda vermeyenler, insanların yazdıkları kitaplardan öğrendikleri bid’atlerle devamlı tebliğe karşı çıkmaktadırlar.
 
10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
 
Dabbet’ül arz NUR TV (satellite)den bütün insanlara tebliğ yapan Hidayet Güneşi Hz. Mehdi (A.S), Yunus-7’ye göre dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin, Allah’ın âyetlerinden gâfil olduğunu, Neml-82’ye göre“Allah’ın âyetlerine yakîn sahibi değilsiniz.” diye onları uyarmaktadır.
Neml Suresinin 82. âyetinde “dabbe” kelimesinin özelliklerini tahlil ettiğimizde şunları görürüz:
1- Dabbe, “debb” eden; hafif yürüyen, debelenen olarak açıklandığı gibi hareketli, canlı bir varlık mânâsına da gelmektedir.
2- Dabbe, yerden, yukarıya yükseltilmiş, çıkarılmış bir TEKNİK CİHAZDIR.
3- Dabbe, “konuşan” ve belli bir mesaj veren bir şey ya da varlıktır ve bu konuşması tüm insanlara ve insanlığa (nas’a) yöneliktir.
Dabbe hakkındaki bu bilgileri bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, bahsi geçen dabbet’ül arzın, günümüz teknolojisinin bir ürünü olan NUR TV (SATELLITEDEN-yayın yapan televizyon) olduğunu söyleyebiliriz.
Nitekim televizyon da hareketleri ve hareketli görüntüleri aktaran, frekanslarla bilgi akışı sağlayan bir teknik alettir. Ancak daha önemli olan, ahir zamanın işaretlerinden olan bu yerden mamul “dabbe”nin “insanlarla konuşması”dır. Televizyon, âyetteki tarifi tecelli ettirmektedir. Dünyada televizyonun ulaşmadığı bir ülke, bir millet, bir toplum neredeyse yoktur. İleri teknolojinin ürünü olan televizyon, her topluma kendi dili ile hitap etmektedir.
Son olarak “dabbe”nin âyette belirtilen temel bir özelliği de yerden çıkartıldığı veya “yerden mamul” olduğudur. Televizyon da yeryüzündeki bir yayını satellite vasıtasıyla tüm dünyaya yayınlamaktadır.
Belirtilen “dabbe”nin televizyon olduğu yönündeki görüşümüzü teyit eden bir başka nokta da “dabbe”nin “ila en-nas” yani “insanlığa” seslendiği şeklindeki ifadedir. Televizyon, yapısı itibariyle aynı anda tüm insanlığa mesaj veren bir cihazdır.
“Dabbe”nin uyarıcı özelliği, Hidayet Çağı’nın Önderi Mehdi Resûl’ün bu uyarıyı yapmasından kaynaklanır. NUR TV’de uyarıyı yapan Mehdi Resûl’dür.    
Hz. Ali’den naklolundu: “Kuyruğu olan bir dabbe değil, sakalı olan bir dabbedir.” demiş, bir erkek olduğuna işaret etmiştir. “Fakat meşhur olan bir dabbe olmasıdır. Şüphesiz Kur’ân’da denildiği için bir dabbedir. Fakat erkek bir dabbedir.”
Ebu Hüreyre (R.A)’den rivayet ettikleri bir hadîste Resûlullah (S.A.V) buyurmuştur ki: “Dabbet’ül arz, Musa’nın asası, Süleyman’ın mührü yanında olarak çıkacak, mühür ile mü’minin yüzünü parlatacak, asa ile kâfirin burnunu kıracak, insanlar sofraya toplanacak, mü’min ve kâfir tanınacak.”
Bu hadîse göre de dabbe, maddî ve manevî bir kuvvet ve saltanat ile ortaya çıkıp Büyük Türkiye’yi kuracak, Hidayet Çağı’nın Önderi, Hz. Mehdi Resûl’dür. Şüphe yok ki; Hz. Musa (A.S)’ın asasına, Hz. Süleyman (A.S)’ın mührüne sahip olan, Hz. Mehdi Resûl’dür. Hidayet Çağı’nda Hz. Süleyman (A.S)’ın mührüyle bütün mü’minlerin yüzünü güldürecek ve Hz. Musa (A.S)’ın asasını temsil eden Hz. İsa (A.S) ile Deccaliyeti mağlup ederek kâfirlerin burnunu kıracaktır.

Anasayfa » Hacet Namazı ile İlgili Hadisi Şerifler varmı?

 
Araçlar
       
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this